#Cocoontheroad: London - Londra Gezi Günlüğü

Merhaba! Dün akşam hazırlamaya başladığım ama zamansızlıktan şimdi tamamlayabildiğim Londra yazısı ile sizlerleyim. Aslında bu yazı Haziran ayından beri yüklenmeyi bekliyor ama zamansızlıktan bir türlü paylaşamamıştım. Gezi yazılarını hazırlamak stil yazılarından daha farklı, planlama ve her karede birşey aktarmak gerektiğinden, ya da ben en azından içime öyle sindirebildiğimden, biraz daha emek istiyor. İşte size geçen Haziran ayında, işimle ilgili katıldığım bir kongre nedeniyle 7 gün geçirdiğim Londra'nın benim gözümden bir özeti:) Başlıyoruz!
Şehri benim gözümden size aktarmaya başlamadan önce söylemem gereken önemli bir dipnot: Seyahat etmek beni her zaman heyecanlandırır. Küçükken rehber olma hayalleri kuran biriydim o nedenle farklı ülkelere ve yabancı dillere olan ilgim, yurtdışına çıkma zamanım yaklaşmadan önce beni çok sıkı plan yapmaya zorlar:) Gel gelelim bu kez hiç de öyle olmadı. Boston'da süren araştırmam nedeniyle gelmeden önce son haftam 1-2 saat uykuyla geçti. Ve orada işlerimi tamamlayıp 31 mayıs akşamüstü İzmir'e geldim. Eve girdikten yaklaşık 12 saat sonra 1 Haziran sabahı ise Londra için yollara düştüm. İşte böyle sıkışık ve yorucu bir dönemde olmam, Londra için işim dışında kendime ayıracağım zamanda hiç gezi planı yapamamama sebep oldu. Ama durun, şimdi biz böyle bir plansız bir gezinin mi yazısını okuyacağız demeyin:) Londra'da yaşayan kuzenim sevgili Deniz'in sayesinde, plan yapmaya ihtiyaç duymadan, gayet programlı, bazen de çok turistik olmayan tam bir Londra yaşadım:) Kendisinin fotoğrafçılık mezunu da olduğunu üzerine ekleyince, işte size böyle karelerle dolu bir yazı ortaya çıktı:)
Londra bana hep bulut ve yağmuru anımsatırdı, ve zaten yola çıkarken her gün yağmur yağabilir, hazırlıklı olmalıyım diyerek psikolojimi hazırlamıştım:) Güneş görünce mutlu olan biri olarak, yağmurda bir şehri gezmek benim için çok eğlenceli birşey sayılmazdı. Ama Londra bana iyi davrandı, serin olmasına rağmen kısmen güneşli bir hafta geçirdim. Bir haftalık seyahatimde, her yere kolayca ulaşabilmek için kendime bir oyster kart alarak işe başladım. Metro istasyonlarından edinebileceğiniz bu kartı otomatik makinelerden satın alıyorsunuz. Sistemi çözemezseniz size yardımcı olacak bir görevli mutlaka vardır. Boston'da 3 ay amerikan ingilizcesine kulağı alışmış biri olarak, Londra gelince o çok hızla konuşan metro görevlisiyle konuşurken zorlanmadım desem yalan olur:) Aksan kesinlikle çok şey değiştiriyor. 
Size yazının başlangıcında, Londra gezi yazılarında pek görmeye alışkın olmadığınız bir yer ile başlıyorum. Granary square, kuzenimin okuluna yakınlığı nedeniyle gezimin başlangıç noktasıydı. Yapay çim merdivenleri ve kanal manzarası ile yakınındaki birçok fakültenin üniversite öğrencilerinin uğrak olan bu meydanda, Şekersiz lattemle Londra'ya merhaba dedim:)
İkinci durağım: Oxford Street. Alışveriş tutkunlarının bütün bir gününü, zaman kavramını kaybederek geçirebileceği bu caddede, dünyaca ünlü designer markaların yanı sıra, Topshop, Primark, River Island, Debenhams gibi İngiliz markalarının da birçok mağazası var. Burada alışveriş yapmaktan yorulursanız, cadde üzerindeki Ben's cookies'e uğrayıp o harika kurabiyelerinden mutlaka tadın. Benim için bir 'double chocolate cookie' lütfen:) 
Ne yapın edin, bir gün saatinizi ayarlayın ve her gün saat 11.00-11.30'da Buckingham Sarayı'nın önünde gerçekleşen, kraliyet askerlerinin nöbet değişim törenini izleyin!
Londra ile ilgili aklında yapamadığın ne kaldı derseniz, bu meşhur telefon kulübelerinin arka fonda olduğu, bir çekim yapamadık derim. Telefonla çekilmiş bu kare ile şimdilik idare ediyorum:) Londra'ya tekrar gitmek için geçerli bir sebebim var!
Harry Potter hayranı biri olarak, King Cross istasyonun'daki platform 9 3/4'e gitmemek olmazdı. Yukarıda gördüğünüz bina, St. Pancras uluslararası tren istasyonu. Oldukça tarihi ve güzel bir bina. King Cross istasyonu ise bu binanın tam karşısına düşüyor ve  tarihi bir yapıya sahip değil. Bu binanın tarihi yapısını Harry Potter ile bütünleştirebildiğimden, neden filmlerde ve kitapta bu istasyonu seçmemişler diye merak etmiştim. Ama Harry Potter okuyanlar bilir, Hogwarts'a gitmek için, sadece Londra'nın dışına çıkmanız gerekiyor, ülkenin değil. İşte hikaye gerçekle uyumlu olsun diye, şehirlerarası tren istasyonu King Cross tercih edilmiş, Belki ilgilenmeyenler için çok gereksiz bir bilgi oldu, ama ben öğrenince etkinlenmiştim:)
Beni instagramdan takip edenler, bu fotoğrafı hatırlayacaktır:) Baktıkça gülümsediğim bu resim benim için Londra seyahatimin simgelerinden'
Londra'da mutlaka uğramanız gereken bir diğer yer: Covent Garden. Kapalı bir pazar havasında olan bu mekanda, birçok cafe ve mağaza da bulunuyor. Çok iyi fiyatlara harika designer çanta ve giysiler bulmanız mümkün. Takı ve ev eşyası standları da çok güzel.
Yine Londra gezi yazılarında çok da adı geçmeyen bir parktayız şimdi. Adı: Hampstead Heath. Çok eski zamanlarda, bir lorda ait olan bu arazi şimdilerde halka açık park olarak kullanılıyor. Eğer zamanınız var ise, şehrin keşmekeşinden bir anlık sıyrılmak için yarım gününüzü ayırabileceğiniz bir yer. Yüksekte olduğu için manzarası muhteşem!
Tabi ki Londra değince akla gelen ilk park: Hyde park. Bu parkı gezerken neden benim şehrimde böyle yerler yok diye kendime sormadan edememiştim. Boston'da çok sevdiğim Public Garden'a benzeyen bu park, onun çok daha büyüğü. İçerisinde bisiklete binebilir, kano yapabilir, çimenlere uzanıp kitabınızı okuyabilirsiniz. Kesinlikle kozmopolit bir şehirde olduğunuzu unutturan bir mekan.
Tower of London (Londra Kulesi): Yine Londra'nın simgelerinden biri. O gün hava, diğer günlerden daha sıcaktı ve güneşliydi. Thames Nehri boyunca kıyıda yürümeyi ihmal etmeyin. Bu tarafa geçtiğinizde mutlaka uğramanız gereken bir yer: Borough Market. Harika yiyecekleri bulabileceğiniz bu açık gıda pazarından en beğendiğiniz tatlıyı seçin ve marketin arka köşesindeki Monmouth Cafe'den alacağınız latte ile anın tadını çıkarın!
Londra'da en sevdiğim yer: Notting Hill. O müthiş filmi izlemeyenimiz yoktur. Ben de bu semte gelirken filmin müzklerini mırıldanıyordum. 'She, may be the face I can' forget, the trace of pleasure or regret. May be my treasure of the price I have to pay (dinlemek isteyenler tıklasın!) Notting Hill'de filmde sahnesi geçen kitapçıya da uğramayı atlamayın:) Bir de bu semtte en sevdiğim Portobello Road'daki açık pazar oldu. Gerek hediyelik eşya, gerekse de çok dekorasyon, giyim ve aksesuarlarla ilgili harika şeyler bulabileceğiniz bu cadde, mutlaka gezilmesi gerekenlerden.
Londra yazmakla bitmez. Benim 7 günlük seyahatimde gezmekle bitiremediğim gibi... İşim nedeniyle sadece 3 gününü gezmeye ayırabildiğimden, göremediğim o kadar çok yeri kaldı ki. Müze tutkunları için de harika bir şehir olan Londra: British museum, National History museum, Science museum her birinde neredeyse yarım gününüzü geçirebileceğiniz müzeler. Onun dışında Londra'yı yüksekten izlemek isterseniz, biraz sıra beklemeyi göze alarak, önceden aldığınız biletle London Eye'a da çıkabilirisiniz. 
İşte benim aktarabileceklerim bunlar. Umarım gitmeyi düşünenler için yararlı bir yazı olmuştur:) Yorumlarınızı beklerim! Öpücükler:)

Sevgiler, Cocobolinho

Comments

Maya M said…
Wow , love the New Balance and the outfit with the yellow skirt!


http://myfashionfoodstyle.blogspot.co.il/2015/10/time-to-tide-up-my-closet-and-style.html
Celloo said…
Coco'cum çok güzel olmuş yazın, teşekkürler :) Bir sorum var sana: İngiltere mi Amerika mı? :) Amerika hayranı biri olarak, orada yaşamayı planlarken hayat bir sürpriz yaptı ve Londra'ya taşınıyorum. Fakat daha önce gitmedim :) Eminim güzeldir ama Amerika ile kıyaslarsan ne dersin? :)
fashionofsister said…
Cok guzel coco cum💗
Coco Bolinho said…
Merhaba sevgili Celloo! Londra'yı da gerçekten çok sevdim. Kesinlikle yaşanılası bir şehir. Ama sadece 1 hafta geçirdiğim için uzun dönemlik bir yorum yapamıyorum. Benim için bBston'un yeri ayrı biliyorsunuz:)) Ama Londra'yı çok seveceğinize eminim! Yolunuz açık olsun!
Celloo said…
Tesekkur ederim Coco'cum 😊 Ben de cok seviyorum Amerika'yi, New York dedin mi akan sular durur o derece 😊😊 Ama Londra'nin da methini az duymadim. Insallah guzel olacak bakalim. Tekrar tesekkurler.
Sevgiler
Beybitom şimdi okuyabildim. Gidip görmeyi hatta bir süre yaşamayı istediğim yerlerden biri. Fotoğrafları görmek hoşuma gitti! Yeniden heveslendim ;)
modagak said…
Her zamanki gibi bal kız yazına bayıldım. Sayende Boston'ı çok sevmiştik sıra Londra'da desene :) öpüyorum kocaman kocaman seni allah neşeni hiç eksik etmesin güzellik ♡
Sandra said…
you are so beautiful and I love this look, the skirt is Special and wonderful!

love

Sandra ♥ of Sandra Felicia